NOVA, The Statement Piece.

In december 2024, NOVA was officially founded. However, it took a lot more than one day to found NOVA. In this auto-reportage, founder Alkım Erkan TANRIGÜNVERDİ, answers the same questions as he asked to members of NOVA — both past and future.

NOVA: Bize Kendinizden Bahseder Misiniz

Alkım: Elbette. Şu ana kadar yaptığım ilk oto-röportaj, ondan dolayı biraz heyecanlıyım. Sanki bu soruları soran ben değilmişim gibi…

Ben Alkım, 18 yaşındayım ve NOVADER’in kurucusuyum. 14 yaşımdan beri Avrupa Birliği fırsatlarından yararlanıyor ve bunları etrafımdaki gençlere aktarıyorum. Danimarka’da yaşıyorum, ve İngiltere’de Uzaktan öğrenim veren The Open University’de Beşeri Bilimler ve Sanat Tarihi okuyorum. Eğitim yolculuğumda oldukça alışılmadık bir yol seçtiğimi gönül rahatlığıyla söyleyebilirim; çünkü Türkiye’de pek yaygın olmayan bir şekilde, liseyi çok erken bir aşamada bırakıp Açık Lise’ye geçerek kişisel çalışmalarıma ve gençlik çalışmalarına tam anlamıyla odaklanmayı tercih ettim. Kendimi bildim bileli okul ortamını sevmek benim için zordu, bu nedenle ailemin desteğiyle benim için daha iyi olduğunu düşündüğüm bu yolu seçtim. Bu nedenle eğitimime çevrimiçi çözümlerle devam ettim ve bu da beni The Open University’e yöneltti. Fiziksel olarak kampüse bağlı kalmadan, hem akademik çalışmalarım hem de kişisel işlerim arasında dengeli bir zaman yönetimi kurabilmem için burası bana verimli iyi bir alan sağladı. Bu, geleneksel bir üniversiteye hiç gitmeyi düşünmediğim anlamına gelmiyor; ancak şu aşamada, yapmam gerektiğine inandığım şey bu.

Biraz kişisel olacak ama ortaokulun son yıllarında (8. sınıfta, yaklaşık 13 yaşındayken) hiç unutamadığım bir gün var. O gün, Meik Wiking’in yazdığı “Neden Danimarkalılar Dünyanın En Mutlu İnsanlarıdır” adlı kitabı okumuştum. Bu kişi aynı zamanda “Mutluluk Enstitüsü”nün kurucusu (ki bu Türk biri için oldukça tuhaf gelebilir ama bence harika bir fikir). Kitabın İngilizce baskısını okudum. İngilizce sınavının tam ortasında, öğretmenle aramız pek iyi olmadığından, sınav boyunca kitabı okuyarak sınavı bilinçli olarak başarısız tamamladım. Bu, başarısız bir eğitim sistemine karşı kişisel bir protestoydu. Kısa süreliğine de olsa işe yaradığını söyleyebilirim.

İlgi alanlarım oldukça çeşitli ve buna bağlı olarak deneyimlerim de öyle. Bu nedenle, belirli bir alanda uzmanlaşmamış olmam veya bir konuda derin bilgiye sahip olmamam, zayıf yönlerimden biri olabilir. Aslında bunu—yani birçok alanda bilgi sahibi olup hiçbirinde uzman olmamı—bir zayıflık olarak değil, daha çok profesyonel olarak kendimi sunma konusunda bir engel olarak görüyorum. Kendimi bir işe alımcıya ya da ilgilenen bir kuruma tanıtmak benim için oldukça zor çünkü anlatımım genellikle belirsiz ve odaklanmamış görünebiliyor (tıpkı mutluluğu ya da aşkı tanımlamaya çalışmak gibi). Aslında NOVA’ya ve buradaki insanlara bu kadar bağlanmam ve arkasındaki tutku da bundan kaynaklanıyor olabilir. Sonuçta, burası benim yarattığım bir alan ve burada kendimi özgür ve özgüvenli hissediyorum.

Buna karşılık, empati yeteneğim oldukça güçlü, aktif dinlemeyi çok önemsiyorum ve doğru soruları sorma konusunda içgüdüsel bir yeteneğim var. Bu beceriyi, Boston merkezli Samaritans’ta yaptığım kısa süreli gönüllülük dönemimde geliştirdiğime inanıyorum ve bu, hayatımda bana çok yardımcı oldu. Hatta bunu o denli içselleştirdim ki, insanlardan anlamayı sosyal kişiliğimi tanımlayan özelliklerden biri haline geldiğini düşünüyorum.

Öte yandan, yeni şeyleri çok hızlı ve derinlemesine kavrayabildiğimi düşünüyorum. Bu ister yeni bir dil öğrenmek olsun, ister belli kişilerle ya da durumlarla (tekrarlanıyorsa) nasıl iletişim kurulacağını anlamak, ister insanların nelere önem verdiğini ya da neye tahammül edemediğini çözmek, ister yeni bir kavram ya da teori olsun — bu konuda güçlü olduğumu düşünüyorum ve bu özelliğimi seviyorum.

Resmi olarak tanı konmamış olsa da DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu)’um olduğundan şüpheleniyorum (gerçi günümüzde neredeyse herkeste var gibi duruyor) ve bu durum bazen çok küçük şeylere aşırı vakit harcamama, odak ve ilgi alanımı sık sık kaybetmeme veya değiştirmeme neden olabiliyor. Bu konuda nasıl hissettiğimi tam olarak bilmiyorum, bazen çok işe yarıyor, bazen hiç yaramıyor — ama kesin olan şu ki, bu durum bitmemiş projeler denizine ve kabloların tam 90 derecelik açıyla hizalanmadığı sürece kabusa dönüşmesine yol açabiliyor.

Ayrıca Oxford English Dictionary’nin Araştırma Danışmanlığı Grubu’nun resmî bir üyesiyim. Bu görevim kapsamında, sektördeki profesyoneller ve alanın önde gelen akademisyenleriyle çalışmalarımı paylaşıyor, zaman zaman yapılan en yeni gelişmeler ve kararlar hakkında geri bildirim veriyorum. En son katkı sağladığım konu, İngilizce tarihinin incelenmesi için oluşturulacak yeni bir tarihî metin korpusu üzerineydi.

NOVADER ve “Sanat gündem olmalı” fikri, bir şekilde başıma gelen liderlik ve proje deneyimimle, sanata, kültüre ve insana karşı olan nereden geldiğinden emin olamadığım ilgimi bir şekilde birleştirmeye çalışmakla ortaya çıktı. Tanıştığım insanları, bildiğim şeyleri ve yapabileceklerimizi gözden geçirdim. Ortaya bir dernek kurma fikri çıktı. Tanıdığım insanları gözden geçirdim. Buraya uyum sağlayacaklarını düşündüklerimle heyecanlı heyecanlı konuşmalar yapıp gerekli bilgilerini istedim. Henüz başardığımız pek de bir şey yok, ancak yola koyulabildiysek burada ismi geçen diğer insanların da bunda emeği çok büyüktür. Elbette, herkesten çok, bunların hepsini mümkün kılan, dostum, öğretmenim ve iş arkadaşım Orkun ONGAN’dır. Kendi kendime icat ettiğim bu hayali alanda, ona teşekkür etmeyi bir borç biliyorum. Ayrıca, annem, olaki bunu okur da kendine teşekkür etmediğimi görürse küplere binebilir. Teşekkürlerin en büyüğünü, her zaman olduğu gibi, o hak ediyor.

Stevns Klimt, Rødvig, Denmark

NOVA: Novader Bünyesinde Hangi Alanda Rol Almak İstersiniz?

Alkım: Uygun görüldüğüm her alanda rol almak isterim.

NOVA: Kültür Sanat Alanındaki Bilginiz ve Deneyiminiz nedir?

Alkım: 14 Yaşımdan beri Avrupa’nın kültür başkentlerinin ve amiral gemisi müzelerinin neredeyse tümünü gezme fırsatı edindim. Tüm kişisel zamanımı kişisel çalışmalarımı geliştirmeye ayırıyorum. Bu çalışmalardan biri film eleştirisi ve yorumculuğu. Özellikle Avrupa sinemasına—özellikle de Polonya, Fransız ve İtalyan sinemasına—yönetmen sinemasına ve “cinéma vérité” tarzına büyük ilgi duyuyorum. Aynı zamanda sanat eleştirileri ve yorumları yazıyorum ve şu anda bir anı/memoir projesi üzerinde çalışıyorum. Bu proje, Avrupa’nın kültür başkentlerine, müzelerine ve diğer önemli yerlere yaptığım seyahatlerde edindiğim deneyimleri kapsıyor. Seyahate sistematik bir şekilde yaklaşıyorum ve bunu turistik bir etkinlikten ziyade kişisel gelişim veya eğitimsel bir faaliyet olarak görüyorum. Seyahate çıktığımda tüm zamanımı galerileri, müzeleri, koleksiyonları ve tarihî-kültürel açıdan önemli yerleri görmek üzere planlıyor ve harcıyorum. İlginç bulduğum her şeyi not alıyor ve gittiğim ülke ile bağ kurabileceğim, o ülkeye özgü bir deneyim yaratmaya kendimi zorluyorum—bu da o ülkeyi, kokusuyla birlikte zihnime kazımamı sağlıyor.

Aslında profesyonel ama henüz resmi olarak belgelenmemiş bir çevirmenim. Bu işten belli bir miktarda gelir elde ediyorum ama henüz gerekli sertifikasyonlara sahip değilim. Zamanımın yaklaşık %60’ını bu meslek alıyor. Şu anda iki kitabı çeviriyorum.

Afiş tasarımına büyük bir tutkuyla bağlıyım (çoğunlukla meta sanat, sanatta kavramsallaşma ve guerilla sanat üzerine odaklanıyorum). Kuzey Avrupa ülkelerinin en iyi afişlerini seçen “100 beste plakate” yarışmasına katılmak için gece gündüz poster tasarlamaya devam ediyorum.

Kendimi iyi bir okur olarak görüyorum ve bu konuda gerçekten tutkuluyum. (Her türde ve konuda yazılı materyalle ilgileniyorum.) Bir dönem, çok sevdiğim bir arkadaşımın önerdiği ünlü bir Litvanya şiirini Fransızca ve Litvanca çevirilerinden karşılaştırmalı çeviri tekniğiyle çevirmeye çalıştım (bu tekniği Ömer Hayyam’ın Rubaiyat çevirimde daha da geliştirmeye çalışıyorum), ama ne yazık ki çok kötü sonuçlandı :) İyi tarafı ise şu oldu: Şiirde tasvir edilen ormanları ziyaret etme fırsatım oldu, ki bu ormanlar arkadaşımın da yaşadığı yerdi.

Opera, Bale ve insanların sevdiğini beyan ettiği bütün burjuva zevklerinden hoşlanırım. Sanırım, bu bilgi ve deneyim kendi başına yeterli olur.

Bunun haricinde, Danimarkada geçirdiğim zaman süresince hem ülkeden, hem de başkenti Kopenhag’tan oldukça etkilendim ve ilham aldım. Burada geçirdiğim sürede, Roskilde Festivalinde Apollo Sahnesinin kurulum ekibinde yer aldım. Roskilde festivalinin ardından Kopenhag Opera Festivalinde Kulis ve Bar’da yine gönüllü olarak görev aldım. Hatırladığım kadarıyla da, son olarak CHART sanat fuarında gönüllü yapımcı asistanlığı rolünü üstlendim.

NOVA: Erasmus+, ESC, Creative Europe, Sivil Düşün gibi Avrupa Hibeleriyle Daha önce Çalıştınız mı? Bu alandaki Deneyiminiz Nedir?

Alkım: AFS Danimarka tarafından kabul edildiğim uzun dönem ESC programı kapsamında, Middelaldercentret’te görev alıyorum. Burası, erken dönem teknoloji ve zanaatlara yönelik araştırmaları halka sunma görevini üstlenmiş, devlet ve yerel yönetim destekli bir vakıf ve yıllık ortalama 50.000 ziyaretçi ağırlıyor. Burada, Orta Çağ kasabasının bir vatandaşı olarak günlük eğitim etkinliklerine katılıyorum. Turnuvalar, mancınık gösterileri gibi faaliyetlerde yer alıyorum, aynı zamanda kumaş boyama, halat yapımı, dikiş, marangozluk, demircilik gibi geleneksel zanaat eğitimleri alıyorum.

Geçtiğimiz HBR Learning and Engagement Hub’ın cömert davetiyle Harvard Business Review Annual Business Summit’e katıldım. Zirvede bulunan onlarca “takım elbise” arasında tek STK temsilcisi bendim. Bu durum hem benim hem de tanıştığım kişiler açısından oldukça ilginç bir dinamik yarattı. Benzer sürpriz karşılaşmalar Take Off Fuarı, GençİZ Gençlik Zirvesi ve adını şu an hatırlayamadığım ama İstanbul’da gerçekleştirilen birçok etkinlikte de yaşandı. Hâlâ Aralık ayındaki o yoğun takvimden dolayı yorgun olduğumu söyleyebilirim.

Sevgili arkadaşım Bişenk ile, UN Women ve L’Oréal fonları kapsamında kadın ve çocukların güçlendirilmesine odaklanan bir iş birliği planlıyoruz. Bişenk’le, Ulusal Ajans tarafından Eskişehir’de düzenlenen “Avrupa Dayanışma Programı Potansiyel Paydaş Derneklerine Yönelik Proje Tasarım Toplantısı” kapsamında tanıştık. NOVADER ve onun kurduğu dernek arasında planladığımız bu iş birliği, benzer fikirdeki derneklerle ağ oluşturmak, gelecekte ortaklıklar geliştirmek ve aktif şekilde bu ve benzeri programlara katılmak için iyi bir fırsat olacak.

NOVADER’in kuruluşuna vesile olan çoğu deneyimi kazandığım ve buraya topladığım çoğu insanla tanıştığım yer bundan önce Proje Yöneticisi ve Gençlik Koordinatörü olarak yer aldığım Aktif Spor Kulübü’dür. Dört yıldır gençlik alanında çalışıyorum. Bu süreçte gençlik çalışanı olarak başladığım yolculukta, birçok projede proje yöneticisi olarak yer aldım ve bazı STK’ların yürüttüğü projelerde kolaylaştırıcı ve mentor olarak görev aldım.

Together Romania ev sahipliğinde Romanya’da 3 Gençlik Değişimi projesi, UDRUGA ZAŽELI ev sahipliğinde Hırvatistan’da 1 Eğitim Kursu, E.O. Sharp Minds ev sahipliğinde 4 Gençlik Değişimi ve 2 Eğitim Kursu Projesi, Esenler Spor Kulübü ev sahipliğinde 1 Eğitim Kursu, Active Sports Club ev sahipliğinde 1 Eğitim Kursu, 3 Gençlik Değişimi, 2 VET Projesi, Hollanda Ulusal ajansı ev sahipliğinde düzenlenen 1 çevrimiçi eğitim kursu, AFS Danimarka ve Türk Kültür Vakfı Tarafından düzenlenen 1 ESC50 projesi, 1 VET Pro Projesi’nde kolaylaştırıcılık ve mentorluk, 1 Yerel Dayanışma Projesi’nde gençlik koordinatörü ve proje planlayıcı rolünde yer aldım. Buna ek olarak, Ulusal Ajans tarafından düzenlenen birçok tematik toplantıya ve eğitime katıldım, hatırlayamacağım ölçüde proje başvurusu, planlaması ve desteği verdim. Ancak her şey daha yeni başlıyormuş gibi hissediyorum.

NOVA: Bizden Ne Bekliyorsunuz?

Alkım: Bizden ne bekliyorum. Aslında bunu pek çok kez konuştuk. Ancak yine de üzerinden geçmekten zarar gelmez diye düşünüyorum. NOVA-DER. Aslında türkçeye çevirdiğimizde “yeni dernek” demek. “Yeni”nin içindeki anlam yeni kurulmuş olmamız değil. Üzerinden yıllar geçtikten sonra da hala döneme ayak uydurmuş, yenilenmiş, gençleşmiş olacak olmamız. Bunu bekliyorum. Logo rehberinde, derneğin logosu ve renkleri üzerinde detaylı açıklamalar var, o yüzden burada tekrar uzun uzadıya anlatmayacağım. Ancak burada turuncu rengi ve yenilik arasındaki ilişkiye de değinmek istiyorum. İlgilenenler için, turuncu olan ikinci çakramızın yaratıcılık çakrası olduğunu söyleyeyim. Sakral Çakra (Svadhisthana) göbek deliğinizin iki parmak altında bulunuyor. Turuncu renk ise, bu çakranın enerjisini temsil ediyor ve duygusal tutku, yaratıcılık ve hayattan keyif alma ile bağlantılı. Yaratıcılık ve Duygusallık, en temel kimliğimizde olduğu gibi turuncumuzda da var. Ayrıca, evrenin ilk rengi, aynı NOVA turuncusunda olduğu gibi, parlak, sıcak ve şeftalimsi bir turuncu renkteydi. Evren beyaz bir renkten doğduktan sonra soğuması 380.000 yıl kadar sürdü ve ilk renk turuncu olmuş oldu. Metali şekillendirilebilecek bir ısıya getirdiğinizde, büründüğü renk yine benzer bir turuncudur. Bu turuncuyu seçerken aklıma gelen her şeyi burada anlatmak isterdim ancak anladığınızı umuyorum. Elbette, bu şans eseri değil. Logoyu tasarlamak ve hangi renkleri kullanacağımızı seçmek neredeyse saniyelerimi aldı, çünkü aylardır kafamda eskizler yapıyor, nasıl bir şey olmasını istediğimi düşünüp taşınıyordum. Turuncu rengini ise, gün batımının en geç, gün doğumunun ise en erken saatlerindeki güneşin ve gökyüzünün renginden ilham aldım. Ancak bu gençlik, doğum, yenilik ve çağdaşlık örüntüsünü şu ana kadar fark etmişsinizdir diye umuyorum. İşte korumamız gereken en temel şey budur.

Bizden öncelikle ulaşılabilir olmamızı bekliyorum. Biz’in içine Ben’de dahil. Ayrıca, hepinizin geleceğe dair ne kadar heyecanlı olduğunu okudum. Ortak geleceğimizde, gleceğe dair hala heyecanlanıyor olabilmemizi bekliyorum. Bizden ayrıca kuramların, kuralların sıkıcı dünyasına kendimizi mahkum etmememizi bekliyorum. Her düşünce kırıntısı, her fikir, korkusuzca ortaya atılmalı. Bu, bütün fikirlerinizin muhteşem ve saygıdeğer olduğu anlamına gelmiyor elbette, ancak kendinize sakladığınız bütün fikirler, düşünceden ibarettir. Ayrıca bizden, bizi sahiplenmemizi bekliyorum. “Ben, NOVA ile çalışıyorum” demek her daim gurur verici hissettirmeli. Burayı, insanların bir gün parçası olmak için hayal kurdukları bir yer haline getirmemizi bekliyorum. Kim bilir,  Çanakkale’nin ufak merkez ilçesinde bir “dernek” olarak başladığımız bu serüven, belki bir gün büyür, kocaman olur ve kendi ayakları üzerinde durmaya başladığında yuvadan uçup gider.

NOVA:Bundan 50 Yıl Sonra Nasıl Bir Yaşlı Olurdunuz?

Alkım: Yaşlı Olmazdım.

Previous
Previous

NOVA x Deniz MUMCU: An Interview on Body, Geography and Identity

Next
Next

WELCOME TO NOVABLOG!